Din Kaynaklı örf ve Adet

Din Kaynaklı örf ve Adet


“Evlilikte İlk Yıllar” başlıklı yazıya iki tane biri oldukça seviyeli diğeri seviyesiz kelimesinin bile mana dilenciliği yapacağı ölçüde seviyesiz tepki aldım.

Bir yazar için müsbet tepkiler oldukça sevindiricidir. Aşk ve şevk katar onun yazı ve düşünce hayatına. Menfi tepkilere gelince bazı yazarlar toptancı bir anlayışla bunları reddederler, okumazlar, değerlendirmeye almazlar, hiç etkilenmeden yazı hayatlarına kendi bildikleri çizgide devam ederler. Türk basını bunun nice örnekleri ile doludur.
Bir kısım yazarlar ise menfi tepkileri yapıcı ve yıkıcı diye ikiye ayırır, yapıcı eleştirileri -ki bunlar iyi niyetle yazılmış, ortaya konan düşüncenin neden ve niçinlerini öğrenmek istiyordur- kale alır, direk veya endirek cevaplar verir, okuyucuyu haklı buluyorsa kendi düşüncesini açıkca tashih eder ve bundan zerre miktar gocunmaz. Yıkıcı eleştirileri ise bir kenara atar, etkilenmemeye çalışır ve yollarına kendi doğruları istikametinde devam ederler.
Şahsen ben kendimi ikinci kategoride anlattığım insanlar sınıfında görüyorum. Çünkü yazı hayatım boyunca okuyucudan gelen hem müsbet hem de yapıcı menfi tepkilere kulak vermeye çalıştım, cevaplar verdim, tashihlerde bulundum. Çok şeyler öğrendim onlardan. Büyük bir kısmını hatıra diye de saklarım hala. Kendilerine teşekkür borçluyum. Bu vesile ile bu isimsiz ve isimli kahramanlara bir kere daha teşekkür ederim.

Kültür düzeyi yüksek –çünkü doktora yaptığını söylüyor okur- seviyeli tepkiye bir iki noktadan cevap vermek istiyorum. O yazıda verilen birinci örneğin ikinci örnekle irtibatlandırılmasının nedenini soruyor okur. Cevabı şu, ikinci örnekteki 4 aylık evli çift boşanmayı düşünüyor. Boşanmanın 4 aylık bir yuvada müzakere konusu haline gelmesi oldukça üzücü değil mi? Bu sebeple belki faydası olur düşüncesi ile daha sonraları pişman olmamaları adına kendilerine zaman tanıma hususunu nazara veren bir örnekleme yapmak istedim. Ama yazıda bu hususun açıkça belirtilmemiş olması bu tenkidi haklı çıkartan bir husustur. Bilvesile bunun açığa çıkmasına neden olduğu için sayın okura teşekkürler.

İkinci nokta ise yazıdan yapılan farklı iki-üç alıntı ile son tahlilde aynı ortak paydada toplanıyor; kadının kocasına hizmete mecbur olması. Evet o yazıda aynen böyle demiştim; “Kadın kocasına hizmete mecburdur.” Kanaatim o gün bugün değişmedi ve değişmeyecek. Neden? Çünkü sayın okurun “üstelik ölçüt aldığımız hiçbirşeyde böyle mecburiyetler geçmezken” demesine rağmen ölçüt aldığımız şeylerde- her halde kasti Kur’an, sünnet ve selef-i salihin olsa gerek- bu türlü mecburiyetler geçtiği için.

Ben şahsen hangi alanda doktora yapılıyor bilmememe rağmen İslami alandaki bu basit bilgi eksikliğini affedilebilir bulmuyorum. Madem müslümanız ve madem din, dini değerler bütün yan ve yönleri ile bizim hayatımızı kuşatıyor, emirler ve yasaklar manzumesi sunuyor ve madem evlilik hayatı genel anlamda hayatımızın büyük ve uzun bir kısmını kapsamaktadır, ibadetler ölçüsünde bu sahada da bilgi sahibi olmamız gerekmez mi?
Gel de Hocamın şu sözlerini hatırlama şimdi? “Ben evlilik yapacak eşleri imkanım olsa evlilik hayatından çocuk yetiştirmeye varıncaya kadar bütün konuları kapsayan bir kursa tabi tutar, kurs sonunda yapılacak imtihanı geçenlere sertifika verir ve ancak bu sertifikayı alabilenlere evlilik izini veririm.”

Rica ederim evcilik oynamıyoruz. Dünya ve ukba hayatımıza yön veren hayatın en önemli parçasına ait bir temel dinamikten bahsediyoruz. Bu öyle bir dinamik ki kişilerin de, milletlerin de, devletlerin de dünyada ayakta durması buna bağlı. Ahirette ise cennet ve cehennem.

Evet, yazıya dönelim; kadın kocasına hizmet etmeye mecburdur dedik ama hangi kadın. İste problem burada düğümleniyor. Karşılıklı anlaşma ile ev hanımı statüsünü seçen kadın. Günümüz şartları içinde çalışan, master, doktora yapan kadın değil. Sabah akşam mesai yapan bir kadın ile işi evi ve çocukları olan kadını nasıl bir tutariz ki yükümlülükler açısından? Çalışan kadının eş ve çocuklarına karşı yükümlükleri yok mudur? Elbette vardır ama bunlar çeşit, zamanlama ve yoğunluk itibarıyla ev hanımına nisbetle düşük olabilir. Fakat işi evi, eşi ve çocukları olan ev hanımına gelince örf ve adetlerin –ki ben o yazıda bunun altını ısrarla çizmeye çalışmıştım- tekrar edeyim örf ve adetlerin göstergesi ile hanım bunları yapmaya mecburdur. Tıpkı o haneyi maddi açıdan geçindirmeye kocanın mecbur olması gibi.

Bir ev hanımının evine, eşine ve cocuklarına bakmakla mükellef olmasından niye alınılıyor bunu anlamıyorum. Erkek maddi sorunlarla uğraşmayı şeref bilirken, helalinden para kazanirken ve bunu sorun değil vazife olarak görürken, bazı hanımların tavrını anlamak gerçekten zor.

İslami bağlamda bunun bir mecburiyet olarak ifade edilmesi mi problem? Ama yukarıda ifade ettim, kaynağını dinden yani Kur’an ve fiili veya kavli sünnetten alan örf ve adetler –ki müslüman için bağlayıcı bir değerdir- böyle söylüyor. İslam Hukuku Metodolojisinde örf ve adet hüküm istinbatında bağlayıcı bir değer olarak yerini alıyor. Bunu değiştirmeye benim gücüm yetmez ki? Ama bazıları “ölçüt aldığımız şeyler” ile Kur’an’ı kasdediyor ve Kur’an’da “Kadın kocasına bakmakla yükümlüdür’ şeklinde bir hüküm arıyorsa, beyhude bir uğraş ve çaba içinde demektir. ,

Bu mecburiyete rağmen ev hanımı da olsa kocası ile anlaşarak ev işlerinde yapacakları iş bölümü ile sorumlulukları paylaşabilirler mi diyecek olursanız elbette. Buna hiç bir engel yok. Öyle ki bu paylaşımda isterse örfe göre kadına ait olan vazifeler erkeğin olsun.

Örf kaynaklı kadının üç adım kocasının ardından yürümesi hakkında görüşümü merak ediyor okur. Hemen söyleyeyim; yukarıda ifade etmeye çalıştım kaynağını dinden alan örf ve adetler dedim. Hz. Peygamber (sav) in eşleri ile birlikte yan yana Medine sokaklarında gezdiği bütün hadis kitaplarında geçen bir rivayet iken velev ki bir dönemde ve bir coğrafyada müslümanlar tarafından uygulanmış bile olsa buna nasıl İslami adet diyebilirsiniz ki? Dinin pratik kaynağının uygulaması ile taban tabana zıt bu hadiseyi benim yazıda belirttiğim hususla irtibatlandırmak bir zuhul eseri olsa gerek.
Kahvaltı meselesine gelince; burada önemli olan konu kahvaltının her gün koca kalkmadan önce hazır edilmesi değildir. Ev hayatı. Askeri disiplin içinde yaşamıyoruz. Kimsenin de gücü yetmez zaten buna. Ama kahvaltının veya daha doğru bir tabirle kocanın işe giderken ayakta olunmasının sembolik bir değeri vardır. Bu değer yadsınamayacak ölçülerde önemlidir koca ve onun iş hayatı için. İstisnalar her zaman söz konusudur insan ve aile hayatında. Ama esas olması gereken davranış biçimi istisna olur sa- ki verdiğim örnekte o vardı- orada kim ne derse desin problem var demektir.

Bu kadar dahi olsa cevap yazmayı düşünmuyordum. Ama klavyenin başına geçince müsveddesiz yazdığım bu yazı inşaallah bazı yanlış anlaşılmalara medar olan hususları tashih etmiştir diye düşünüyorum.

Bir temennimi ifade ile bitireyim; eleştiriden edindiğim izlenim kısmen dahi olsa üniversite mezunu olmanın, master, doktora yapmanın verdiği bir kimlik, özgüven, halk tabiri ile “okumuş zümreye” aidiyetin beraberinde getirdiği bir hava oldu. Ve yine kısmen feminist düşüncelerin az dahi olsa etkilerini gördüm orada. Yurtdışında yaşıyor olmanın getirdiği tabi bir sonuç olarak oralarda görulen kadın-erkek ilişkilerine bağlı kısmi asimile ve düşünce kayması sezdim, sezinledim. Öz değerlerimizden şüphelenme mi var dedirtti bana. Bir müslüman bayan için oldukça tehlikeli bir süreç bu. Dikkatli olunmalı, bir öz eleştiri yapılmalı diye düşünüyorum.





Yorum Yaz